Sevgili meslektaşım! Rica ediyorum elinizdeki şikâyet dilekçesini bırakınız. Amacım reklam yasağına aykırı faaliyette bulunmak değil. Zira bu yazıyı ne müvekkillerim için, ne de müvekkil kapmak için yazıyorum. Yönetime seçilen bazı meslektaşlarımın seçim sürecinde söylediklerinin aksine ben avukatların kendi içerisindeki tartışmalarının özellikle yerel kamuoyu açısından değer taşıdığını düşünüyorum. Tekirdağ’da adalet olacaksa, ancak avukatların sayesinde olacak. Bizim kendi içimizdeki tartışmalarımız toplumun şartlarından ari olmadığı gibi avukatlık mesleğinin ne durumda olduğu da toplumun adalet talebinden ari değil. Gazeteci arkadaşım Serap da haftasonu gerçekleştirilen seçimlerle ilgili hazırladığı haber metninde konuyu tam olarak buradan yakalamış.
Sevgili Serap’ın yazısında boşluk bıraktığı birkaç konuya değinmek istedim. Şöyle sıralayacak olursam:
1- Genel Kurul’a katılımın azlığı
2- Genç avukatlarve baro seçimleri
3- Liste adaylığına getirilen eleştiriler
1- Genel Kurul’a katılımın azlığı:
Eğer geniş katılımlı bir sivil toplum kuruluşunda ya da meslek odalarında işleyişe ilişkin bir tartışmanın içine düşerseniz, “Bu konunun tartışılma yeri Genel Kurul’dur!” cümlesini çok sık duyarsınız. Genel Kurul böyle durumlarda bir hesaplaşma yeri olarak görülür, belki de gerçekten doğrusu budur.
Konu barolar olduğunda ise çoğu zaman Avukatlık Kanunu ve ilgili yönetmelikleri yüzünden “Genel Kurul” demokratik bir tartışma yeri olmaktan çok uzak olur. Barolarda “Genel Kurul” irade makamından daha çok yönetim kurulunun aldığı kararlara ilişkin icazet makamı olarak görülür. Gündem çok önce belirlenmiştir ve bu gündeme ekleme yapılması söz konusu bile olamaz.
Peki gündeme kim karar verir?
Avukatlık Kanunu’na ve yönetmeliğine göre yönetim kurulu karar verir. Yani gündeme kim karar veremez: Yönetim Kurulu’nda çoğunluğu olmayan herkes.
Bu konuda dürüst olmalıyım, bir konunun gündeme girmemesinde suç sadece yönetimin değil: biz avukatlar bir konunun gündeme girmesi ile ilgili pek az uğraşıyoruz. Ancak bir konunun gündemde yer almasına ilişkin bir talepte bulunduğumuzda kanuni güvence olmaması, Genel Kurul’da düşüncelerin özgürce açıklanmasını ve konuların tartışılmasını zora sokuyor. Sonuç: Önerge gündem dışı olduğu için reddedildi.
Örneğin, CMK komisyonu tarafından Baronun CMK atamalarını daha adil yapabilmesi amacıyla hazırlanmış bir yönerge iki genel kuruldan beri rafta bekliyor. Yönetimse bu yönergenin Aralık’ta düzenlenecek bir olağanüstü genel kurulda tartışılmasını vaad etti. Yani yönetim isterse yönerge Genel Kurul’a gelir, ben istersem gelmez. Benim için tek çare olağan olmayan bir zamanda ildeki meslektaşlarımın tamamının 1/5’i sayıda imzasını toplayıp gerekçeli bir şekilde yönetime başvurmak.
Bu şartları dikkate aldığınızda Genel Kurul’a katılımın neden az olduğunu tahmin etmek zor değil. Görmekteyiz ki, bir eleştiriyi sosyal medyadan dile getirmek genel kurulda bulunmaktan çok daha fazla işe yarıyor. İnsanlar da Genel Kurul’a gelmek yerine Pazar günü oyunu verip evine dönmeyi tercih ediyor.
Bu organların işlememesi yüzünden bugün birçok meslektaşa göre Baro meslek sorunlarının çözümü için başvuru mercii olmaktan uzak bir imaj çiziyor. Bunun arkasında zamanını yakalamakta zorlanan baroların mesleğin sorunları konusunda aksiyon almakta geciken geçmiş yönetimlerine karşı – siz kimden bahsettiğimi anladınız: Pasaport Başkan! vd.– birikmiş bir tepki de mevcut. Baro yönetimlerinde görev alan meslektaşlar bu hantallığı bir şekilde el yordamıyla aşmaya çalışırken baronun kendi içinde örgütlenme problemleri yaşanması, sorunları çözmede hepimizi zora sokuyor.
2- Genç avukatlar ve baro seçimleri
Yaklaşık on yıl önce henüz hukuk fakültesinde öğrenci iken artan hukuk fakülteleri, öğrenci sayısını ve o dönemki İstanbul Barosu’nu düşünüp; “bunlar bizler avukat olduğumuzda gidecek!” dediğimi hatırlıyorum. Çünkü ülkenin ortamı hukuk fakültelerine de yansımaktaydı ve özellikle ifade özgürlüğü konusundaki sorunlardan hukuk fakültesinde biz de nasibimizi alıyorduk. Sorunlarımızın ve gelecekte başımıza geleceklerin çözümü için “avukatlık sınavı koymak” önerisinden öteye gidemeyen müzmin muhalif baronun benim okulumda olan bitenlere tepki vermediğini görmek beni çok kızdırıyordu.
Bugünse bu sorunlar aynen devam etmesine rağmen yedi yılı aşkın bir avukatlık yaşantımın ardından “inşallah sonraki seçimde gidecek” dediğim meslektaşlar hala var.
Umudumu korumamın nedeni benim için basit: çünkü genç avukatların sayısı diğerlerini geçti ya da geçmek üzere.
Kim bu genç avukatlar?
Mesleğinin nispeten başında, kıdemi beş yıldan az olan ve bu sebeple veya bağlı olduğu yerdeki işleri sebebiyle vakit ayıramadığı için baro yönetiminde söz sahibi olmayan, geliri diğer avukatlardan daha az olan ya da işçi avukat olan, başka avukatların almadığı işler üzerinden geçimini sağlamaya çalışan, kendisini ispatlamaya çalışan… uzar gider. Her bir genç avukat bu tanımlardan en az birine sahip olan avukattır bana göre. Kategorik olarak ise bu tanımlardan hiçbirini taşımayan avukatlarla genç avukatlar arasında çıkar çatışması vardır. Bu yönüyle genç avukatlar bir “çıkar grubu” dur.
Gerçekten de tüm barolar nezdinde yönetimde olanlara baktığınızda genelde bu bahsettiğim sıfatları taşımayan insanların –yani genç avukat olmayanların- oralarda görev aldığını gözlemleriz. O halde tespiti büyütebiliriz: Genç avukatlar, baro yönetiminde öncelikle kendileri gibi olmayanlara göre daha az söz hakkına sahip olan, ayrıca nitelik itibariyle kendi sorunlarını yaşamayan meslektaşları tarafından yönetilen bir baronun mensubudurlar. Üstelik bu çatışma yalnızca baro yönetimi ile ilgili bir çatışma da değildir. Mesleğin kendi rekabet ortamında genç avukatlar, bu sorunları yaşamayan avukatlara karşı bir geçim mücadelesi de vermektedirler. Piyasa genç avukatları aynı sorunları yaşamayan avukatlar tarafından sömürülmek veya geçinmek arasında tercih yapmaya zorlamaktadır.
Bu çatışma baronun meslektaşlara yabancılaşma tehlikesini de beraberinde getirmektedir. Bu sebeple baro yönetimi nezdinde genç avukatların örgütlenip taleplerini iletebilecekleri açık kanallar tutulması önem taşımaktadır. Tekirdağ Barosu ise bu sorunun çözümünde önemli bir organı bünyesinde barındırır: Benim de geçmişte yürütme kurulu üyeliğini üstlendiğim ve kıdemi 5 yıl altında olan meslektaşların oylarıyla yöneticileri seçilen Genç Avukatlar Meclisi Tekirdağ Barosu’nun siyasetinde önemli bir yere sahiptir. İlk olarak bu çıkar çatışmasının yönetim nezdinde temsil edilebilmesi yönünden, ikinci olarak ise yönetim kurulunun kararıyla kapatılamayacak şekilde bir genel kurul iradesiyle kurulmuş olduğundan. Bana göre Genç Avukatlar Meclisi Tekirdağ Barosu’na kayıtlı genç avukatlar için özgürce örgütlenip taleplerini ve çözüm önerilerini yönetime iletebilecekleri, ayrıca bu çözümler için yönetimi zorlayabilecekleri müthiş bir meşru zemin sunuyor.
Genç avukatlar sorunu ve seçim arasındaki bağlantı da esasen bu yönde ilerlemekte. İstanbul Barosu’nun yönetimine aday olanların vaatlerini bir inceleseniz genç avukatların nasıl bir oy stoku muamelesi gördüğünü daha iyi anlayabilirsiniz. Oysa ortada örgütlü bir şekilde öne sürülmüş bir çözüm önerisi yokken yönetimin vaatleri sadece genç avukatlara sunulmuş hediye hatta sus payı ya da oy yatırımından öteye gidemez. Peki ya Genç Avukatlar Meclisi?
İşte böyle bir ortamda Tekirdağ Barosu’nun elinde açık demokratik kanallar – seçimle gelen Genç Avukatlar Meclisi- bulunmasına rağmen, baro faaliyetlerine genç avukatların katılımının olması gerekenin altında olduğunu düşünüyorum. Sanırım bunu aşmak için, yönetime muhalif bile olsan, baronun içinde yönetimin beğenmediğin görüşlerine rağmen kendin gibi düşünen insanlarla birlikte sorunların çözümü için emek sarf etmenin ülkenin diğer kurumlarının aksine baroda hala değerli olduğunu daha çok anlatmak ve göstermek gerekiyor. Bu görev hem haftasonu seçilen yönetimlere düşüyor, hem de onların muhaliflerine!
Biz avukatız ve meslek örgütümüz baro. Mesleğimizle ilgili bir sorun aynı zamanda yaşadığımız yerde adalete ilişkin de bir sorun. Bu sorun çözülecekse bütün avukatların tek bir çatı altında toplandığı baroda çözülebilir. Ne dışarıdan müdahale ile yapılacak kanun değişiklikleri ne başka bir şey!
Örgütlü bir talebi olmaksızın mesleğin en büyük sorunlarını diğerlerinin aksine daha ağır bir şekilde yaşayan genç avukatların genel kurula gelmemesini de ilgisiz kalmalarını da çok iyi anlıyorum. Ama birçok sorunla hala mücadele eden bir avukat olarak neden örgütlü hareket edilmediğini anlamıyorum.
Listeye yönelik eleştirilerime bu yazıda girmeyi düşünüyordum ancak meramımı anlatabildiğimi düşünüyorum. Vesile ile Apolye’ye iyi ki doğmuş demeyi unutmayalım.
Mert Elekçi






